
PERSPEKTİF · SAKİNLİK
Uzağa bakarken kendine yaklaşmak
Gün batımının iki zamanı aynı karede buluşturan bir hâli var. Gökyüzünde günün son ışığı kalırken aşağıda başka hayatların ışıkları yanmaya başlıyor. Bu görüntüye baktığımda aklıma gelen ilk şey başarı ya da uzaklık değil; biraz durup olan bitene başka bir yerden bakabilmek. Yakınındayken bütün görüşünü kaplayan bir mesele, birkaç adım geri çekildiğinde hayatın içindeki gerçek yerini bulabiliyor. Sorun küçülmese bile onu taşıma biçimin değişebiliyor.
Her gün yetişilecek işler, cevaplanacak sorular ve verilecek kararlar var. İnsan bazen bunların arasında kendi sesini duymayı unutuyor. Oysa durmak, hayatın dışında kalmak anlamına gelmiyor. Nereye gittiğini, neyi gerçekten istediğini ve hangi yükü neden taşıdığını anlamak için de zamana ihtiyaç var. Bu fotoğrafın benim için açtığı düşünce alanı tam olarak burası: Her hareket ilerlemek olmadığı gibi, her duraklama da geride kalmak değil.
Ufka bakarken bütün cevapları bulmak gerekmiyor. Bazen yalnızca iyi bir soru yeterli: Bugün yaptıklarım, olmak istediğim insana ne kadar yakın? Bu sorunun cevabı bir unvandan, bir rakamdan ya da başkasının takdirinden daha kişisel. Şehrin ışıkları tek tek seçilmese de birlikte bir manzara oluşturuyor. Hayatın küçük adımları da biraz böyle; anlamları bazen ancak bütüne bakınca görünür oluyor.




